Veliköy Mh. Vatan Cd. No:15-19 Çerkezköy / TEKİRDAĞ
05327344804
gokhan@turktest.com.tr

Tehlike Sorumluluğu ve Denkleştirme

Tehlike Sorumluluğu ve Denkleştirme

6098 sayılı Borçlar Kanunu Tehlike Sorumluluğu ve Denkleştirme

İçerik :

1-Sanayi ve Tehlike Kavramı

2-Tehlike Sorumluluğu

3-Önemli Ölçüde Tehlike Arz Eden İşletme

4-Tazmin Sorumluluğu

Sanayide Gelişme – Tehlikeler

-Sanayi alanındaki gelişmeler, yeni teknolojiler ve yeni iş ekipmanları giderek artan ölçüde üretim sürecine girdikçe, bilinen, düşünülen ve alınabilecek bütün önlemler alınsa bile önlenemeyen tehlikeler ortaya çıkmaktadır.

-Genel anlamda tehlike, zararlı sonuç doğurabilecek bir olgudur.

-Her nesne, bina, yapı, tesis, aygıt tehlike yaratabilir.

-Bu durum iş kazalarında ve meslek hastalıklarında büyük artışlara yol açtıkça, kusura dayalı sorumluluk ilkesinin yetersiz kaldığı şeklindeki görüşler yaygınlaşmıştır.

Tehlike Sorumluluğu

-Nitekim Yargıtay kararları gözden geçirildiğinde, ilk önceleri işverenin iş kazalarından doğan sorumluluğunun haksız fiil sorumluluğu kapsamında değerlendirildiği,

-Daha sonra akdi sorumluluk (sözleşmeden doğan sorumluluk) esasının benimsendiği,

-Yakın zamanlarda ise, sosyal – ekonomik – kültürel gelişmelere bağlı olarak “tehlike sorumluluğu” görüşünün öne çıktığı görülmektedir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda kusursuz sorumluluk halleri üç grupta düzenlenmiştir:

Bunlar ; “Hakkaniyet Sorumluluğu”,“Özen Sorumluluğu” ve “Tehlike Sorumluluğu ve Denkleştirme”olarak ele alınmıştır.

Ülkemizde
de bazı özel kanunlarla düzenlenen, tehlike sorumluluğuna dayanan kusursuz
sorumluluk halleri bulunmaktadır.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 4926 Sayılı Kara yolu Taşıma Kanunu, Türk Ticaret Kanunu’nun yolcu taşıma ile ilgili hükümleri, 2920 Sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu, 2872 Sayılı Çevre Kanunu, 6326 Sayılı Petrol Kanunu bu özel kanunlardan başlıcalarıdır.

Önceki
818 Sayılı Yasa’da tehlike sorumluluğuna ilişkin bir hüküm bulunmadığı için,
bina ve yapı eseri malikinin sorumluluğuna ilişkin 58’inci madde, tehlikeli
işletme ve tesislere de uygulanmaktaydı.

Örneğin,
yüksek gerilim hatlarından sorumluluk
“tehlike sorumluluğu” olmasına karşın, Borçlar Kanunu madde 58’e göre hüküm
veriliyordu.

Borçlar Kanunu Madde : 71

Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.

Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletme olduğu kabul edilir.

Özellikle,
herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir
tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli
ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır.

Belirli
bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.

Önemli
ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin
verilmiş olsa bile, zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu
zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.

Türk
Borçlar Kanunu’nun 71. maddesinde düzenlenen “tehlike
sorumluluğu” kavramı, daha önce sadece özel
düzenlemelerde yer almaktayken, yeni Borçlar 
Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle artık genel bir hüküm olarak hukuk
sistemimizdeki yerini alacaktır.

Düzenlemenin
önemi de buradan kaynaklanmaktadır.

Tehlike
sorumluluğu öngören genel hüküm, ya “yürütülen
faaliyetin tehlikeli olması” ya
da “faaliyetin yürütülmesinde ihtiyaç
duyulan nesnelerin tehlikeli olması”
esasına dayanmaktadır.

21.
yüzyıl insanının faaliyetleri sırasında özensiz ya da dikkatsiz davranmadığı,
önemli ölçüde tehlikeli nesneler kullandığı düşünülürse, tehlike sorumluluğu
öngören genel hükmün uygulama şartı olarak yürütülen faaliyetin tehlikeliliği
yerine faaliyetin yürütülmesinde ihtiyaç duyulan nesnelerin tehlikeliliğinin
esas alınmasının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.

6098
Sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu’nun, önceki 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nda
bulunmayan “Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme” başlıklı 71. maddesinde “önemli ölçüde tehlike taşıyan
işletmeler” için özel bir düzenleme yapılmıştır.

Yasanın
bina ve yapı eseri malikinin sorumluluğuna ilişkin 69. ve 70.maddelerinden
sonra gelen bu yeni madde ile genel anlamda “zarar
tehlikesi” ile “işletme
tehlikesi” arasındaki ayrım gözetilmiştir.

Böylece,
öteden beri eksikliği duyulan “olağan
sebep sorumluluğu – yaratılan tehlike sorumluluğu” ayrımına yeni yasada kesin bir sınır
çizilmiştir.

Başka
bir anlatımla, genel anlamda “tehlike
yaratma” ile teknik anlamda “tehlikeli faaliyetler” birbirinden ayrılmıştır.

Tehlike sorumluluğu, sorumluluk türlerinin en ağırıdır.

Sorumluluk için, kusurlu olmak veya gözetim ödevinin savsaklanması durumu aranmaz.

Yapılan işin veya işletilen kuruluşun tehlike yaratması ve bu tehlikenin kişilere zarar vermesi sorumluluk için yeterlidir.

Tehlike sorumluluğunda kusur veya özen borcu söz konusu olmadığından, sorumlulara “kurtuluş kanıtı” getirme olanağı tanınmamıştır.

Elbette
bunun ayrık durumları da vardır; bunlar özel yasalarda yer almıştır.

Öğretide yapılan bir tanıma göre, tehlike sorumluluğu, işletme, girişim, tesis ve araçların kullanılması veya işletilmesiyle beliren, tehlikeli mahiyetinden doğan zararlardan, bu tehlikeli nesneler üzerinde egemen olan kimselerin kusurları bulunmasa ve tehlikenin önlenmesi amacıyla her türlü özeni göstermiş olsalar dahi, sorumlu tutulmaları olayıdır.

6098 sayılı Borçlar Kanunu madde 71/2’ye göre;

Bir işletme ve tesisin hangi koşullarda “önemli ölçüde tehlike taşıyan bir işletme” olduğunun saptanmasında, onun:

-Ne tür bir işletme olduğunun, neyi ürettiğinin veya neyi yaydığının;

-İşletilmesinde kullanılan araç ve gereç ile taşıdığı fiziksel ve kimyasal maddenin;

-Sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli bir eğilim taşıyıp taşımadığının;

-Zararı doğuran etkenlerin, işletmenin veya tesisin kendisine özgü niteliğiyle ilişkili olup olmadığının göz önünde tutulması gerekir.

Ancak
6098 sayılı Borçlar Kanunu madde 71/2’ye göre; özel yasalarda, benzeri
tehlikeler taşıyan işletmeler için özel
bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bir
önceki slaytta anlatılan koşullardan ayrı olarak veya onlarla birlikte, özel yasadaki hükümler uygulanır.

İşletmenin
mahiyeti denilince işletmenin genel olarak sürdürdüğü faaliyet, yani üretim sürecinin bütün aşamaları
anlaşılmalıdır.

Üretim
sürecinin her aşamasında ve sonucunda önemli ölçüde
tehlikelerle karşılaşılabilir olmalıdır.

İşletmenin mahiyeti itibariyle tehlike arz etmesi;

-İşletmenin kullandığı malzemelerin, araçların, enerji kaynaklarının ve gücün tehlikeli olması,

-İşletmenin üretim sürecinde kullandığı girdiler, malzemeler, araçlar ve enerji kaynakları, işletmenin taşıdığı fiziksel veya kimyasal gücü, üretim sürecinden bağımsız olarak önemli ölçüde tehlike yaratabilir nitelikte olmalıdır.

-İşletmenin faaliyetlerinin sıkça zarara yol açması veya sıkça olmasa bile zararın ağır nitelikte olması,

-Ortaya çıkan zararlar beklenmedik hal sonucunda beklenmeyen zamanlarda ortaya çıkmış olmalıdır.

İşletmenin mahiyeti itibariyle tehlike arz etmesi;

-Ortaya çıkan zararın tipik tehlike olgusunun doğurduğu tipik zarar niteliğinde olması,

-Ortaya çıkan zarar bilinen, aşina olunan, sürpriz olmayan bir tehlikenin büyük olasılıkla daha önce de karşılaşılan bir tehlikenin doğurduğu, bilinen daha önce de karşılaşılan türde bir zarar olmalıdır. Kuşkusuz tipik tehlike ile tipik zarar arasında illiyet bağı olmalıdır.

-Uzman bir bilirkişiden beklenen tüm özen gösterilmiş olsa bile işletmenin sürdürdüğü faaliyetin sıkça veya ağır zarar doğurma eğiliminin önlenemiyor olması.

-6098 sayılı Borçlar Kanunu madde 71/2’ye göre; bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, işletme sahibi ve (varsa) işleten sorumlu olur.

-6098 sayılı Borçlar Kanunu madde 71/1’e göre; önemli ölçüde tehlike taşıyan işletmelerin faaliyetinden doğan zararlardan sorumlu kişiler “işletme sahibi” ve varsa “işleten” olup, bunlar ortaklaşa sorumlu olacaklardır.

Madde gerekçesine göre;

-Önemli ölçüde tehlike taşıyan bir işletmenin faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa, bu faaliyetleri yürüten kişiler gereken izni veya ruhsatı almış olsalar bile, tipik tehlike olgusunun doğurduğu tipik zarardan sorumlu olmaktan kurtulamazlar.

-Önemli ölçüde tehlike taşıyan bir işletme, beklenmedik durumlarda dahi, sık olarak ya da zaman zaman ağır zararlar doğurmaya elverişli ise, söz konusu işletmeyi işleten kişiler sorumlu olurlar. 

Görüldüğü üzere, işletme sahibine ve işletene hemen hemen “kurtuluş kanıtı” hiç tanınmamış gibidir.

Çünkü,
işletmeye özgü tehlike, zararın işletmeyle ilgili olup olmadığını belirlemede
başlıca ölçütü oluşturmakla birlikte, sorumluluğun
ortaya çıkması için mutlaka bu tehlikenin somut olayda gerçekleşmiş olması şart
değildir.

Zararı
doğuran olayın işletmenin
kendisine özgü niteliğiyle ilişkili olması sorumluluğun
kabulü için yeterlidir.

İşletme,
sorumluluğun konulmasında bir bütün olarak tutulmaktadır.

Bir başka anlatımla, tehlike yaratıcı etkenin varlığının bilinmesi bu sorumluluğun doğması ve uygulanması için yeterli olup, bu etkenler üzerinde egemen olan kişinin tehlikenin meydana gelmemesi ve zararın doğmaması için gösterdiği özen ve çaba dikkate alınmaz.

6098
sayılı yeni Yasa’nın 71. maddesine göre, önemli ölçüde tehlike taşıyan bir
işletmenin faaliyetinden işletme sahibinin veya işletenin sorumlu tutulabilmesi
için bir “zarar doğmuş” olmalıdır.

Henüz
bir “zarar”
yoksa, sorumluluk da söz konusu
değildir.

Sorumluluk için bir zarar doğmuş ve dava edilebilir nitelik kazanmış olmalıdır.

Borçlar Kanunu Madde : 72

Önemli
ölçüde tehlike arz eden işletmelerin faaliyetlerinden doğan sorumluluk haksız
fiil niteliğindedir.

Zarar
görenler, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendikleri tarihten itibaren iki yıl içinde ve her durumda fiilin işlendiği tarihten
itibaren 10 yıl içinde tazminat talebinde bulunmalıdırlar.